Kuran-ı Kerim Yükleniyor...

Ayarlar

Gösterim
Arapça Font
Font
Font Boyutu
Arapça
Okunuş
Meal
بِسْمِ اللَّهِ

YASİN-İ ŞERİF

Tekrar Seçenekleri

1 . AYET
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِیمِ یسۤ
Türkçe Okunuş: yâ-sîn.
Meal: Ya Sin.
2 . AYET
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِیمِ
Türkçe Okunuş: velḳur'âni-lḥakîm.
Meal: Andolsun, beyanında hikmet, hükmünde metanet olan Kur'an'a.
3 . AYET
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Türkçe Okunuş: inneke lemine-lmurselîn.
Meal: Şüphe yok ki sen, gönderilenlerdensin.
4 . AYET
عَلَىٰ صِرَ ٰ⁠طࣲ مُّسۡتَقِیمࣲ
Türkçe Okunuş: `alâ ṣirâṭim musteḳîm.
Meal: Doğru bir yoldasın.
5 . AYET
تَنزِیلَ ٱلۡعَزِیزِ ٱلرَّحِیمِ
Türkçe Okunuş: tenzîle-l`azîzi-rraḥîm.
Meal: Üstün ve rahim tarafından indirilmiştir.
6 . AYET
لِتُنذِرَ قَوۡمࣰا مَّاۤ أُنذِرَ ءَابَاۤؤُهُمۡ فَهُمۡ غَـٰفِلُونَ
Türkçe Okunuş: litunẕira ḳavmem mâ unẕira âbâuhum fehum ğâfilûn.
Meal: Korkutman için, ataları korkutulmamış topluluğu; onlardır gafil olanlar.
7 . AYET
لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰۤ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا یُؤۡمِنُونَ
Türkçe Okunuş: leḳad ḥaḳḳa-lḳavlu `alâ ekŝerihim fehum lâ yu'minûn.
Meal: Andolsun ki onların çoğu hakkında şu söz gerçekleşmiştir: Onlardır inanmayanlar.
8 . AYET
إِنَّا جَعَلۡنَا فِیۤ أَعۡنَـٰقِهِمۡ أَغۡلَـٰلࣰا فَهِیَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ
Türkçe Okunuş: innâ ce`alnâ fî a`nâḳihim ağlâlen fehiye ile-l'eẕḳâni fehum muḳmeḥûn.
Meal: Şüphe yok ki biz, boyunlarına laleler vurduk, elleri, adeta çenelerine kenetlendi lalelerle, bu yüzden onlar, başlarını dimdik tutarlar.
9 . AYET
وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَیۡنِ أَیۡدِیهِمۡ سَدࣰّا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّا فَأَغۡشَیۡنَـٰهُمۡ فَهُمۡ لَا یُبۡصِرُونَ
Türkçe Okunuş: vece`alnâ mim beyni eydîhim seddev vemin ḫalfihim sedden feağşeynâhum fehum lâ yubṣirûn.
Meal: Ve önlerine bir set çektik, arkalarına bir set ve gözlerini bağladık da bu yüzden onlar, görmezler.
10 . AYET
وَسَوَاۤءٌ عَلَیۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا یُؤۡمِنُونَ
Türkçe Okunuş: vesevâun `aleyhim eenẕertehum em lem tunẕirhum lâ yu'minûn.
Meal: Ve birdir onlara korkutsan da, korkutmasan da; onlar, inanmazlar.
11 . AYET
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِیَ ٱلرَّحۡمَـٰنَ بِٱلۡغَیۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِیمٍ
Türkçe Okunuş: innemâ tunẕiru meni-ttebe`a-ẕẕikra veḫaşiye-rraḥmâne bilğayb. febeşşirhu bimağfirativ veecrin kerîm.
Meal: Sen, ancak Kur'an'a uyan ve rahmandan, halk görmese de korkan kişiyi korkutabilirsin; müjdele onu yarlıganmayla ve güzelim bir mükafatla.
12 . AYET
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡیِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَـٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَیۡءٍ أَحۡصَیۡنَـٰهُ فِیۤ إِمَامࣲ مُّبِینࣲ
Türkçe Okunuş: innâ naḥnu nuḥyi-lmevtâ venektubu mâ ḳaddemû veâŝârahum. vekulle şey'in aḥṣaynâhu fî imâmim mubîn.
Meal: Şüphe yok ki biz, ölüyü diriltiriz ve yazarız önceden, dünyada yaptıklarını ve sonradan bıraktıkları izleri ve her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazdık, takdir ettik.
13 . AYET
وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَـٰبَ ٱلۡقَرۡیَةِ إِذۡ جَاۤءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
Türkçe Okunuş: vaḍrib lehum meŝelen aṣḥâbe-lḳaryeh. iẕ câehe-lmurselûn.
Meal: Örnek getir onlara o şehir halkını; hani oraya peygamberler gelmişti.
14 . AYET
إِذۡ أَرۡسَلۡنَاۤ إِلَیۡهِمُ ٱثۡنَیۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوۤا۟ إِنَّاۤ إِلَیۡكُم مُّرۡسَلُونَ
Türkçe Okunuş: iẕ erselnâ ileyhimu-ŝneyni fekeẕẕebûhumâ fe`azzeznâ biŝâliŝin feḳâlû innâ ileykum murselûn.
Meal: Hani onlara iki kişi göndermiştik de onları yalanlamışlardı, derken bir üçüncü kişiyle kuvvetlendirmiştik onları da şüphe yok ki demişlerdi, biz, size gönderilmiş peygamberleriz.
15 . AYET
قَالُوا۟ مَاۤ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَاۤ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مِن شَیۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ
Türkçe Okunuş: ḳâlû mâ entum illâ beşerum miŝlunâ vemâ enzele-rraḥmânu min şey'in in entum illâ tekẕibûn.
Meal: Onlar, siz demişlerdi, ancak bizim gibi insansınız ve rahman da hiçbir şey indirmemiştir, siz, ancak yalan söylemektesiniz.
16 . AYET
قَالُوا۟ رَبُّنَا یَعۡلَمُ إِنَّاۤ إِلَیۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ
Türkçe Okunuş: ḳâlû rabbunâ ya`lemu innâ ileykum lemurselûn.
Meal: Rabbimiz bilir ki demişlerdi, şüphe yok, biz size gönderildik elbet.
17 . AYET
وَمَا عَلَیۡنَاۤ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِینُ
Türkçe Okunuş: vemâ `aleynâ ille-lbelâğu-lmubîn.
Meal: Ve bize düşen vazife, ancak apaçık tebliğden ibaret.
18 . AYET
قَالُوۤا۟ إِنَّا تَطَیَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَىِٕن لَّمۡ تَنتَهُوا۟ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَیَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِیمࣱ
Türkçe Okunuş: ḳâlû innâ teṭayyernâ bikum. leil lem tentehû lenercumennekum veleyemessennekum minnâ `aẕâbun elîm.
Meal: Demişlerdi ki: Gerçekten de sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğramadayız, andolsun ki bu işten vazgeçmezseniz elbette taşlarız sizi ve elbette bizden, elemli bir azaba uğrarsınız.
19 . AYET
قَالُوا۟ طَـٰۤىِٕرُكُم مَّعَكُمۡ أَىِٕن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ
Türkçe Okunuş: ḳâlû ṭâirukum me`akum. ein ẕukkirtum. bel entum ḳavmum musrifûn.
Meal: Onlar da, uğursuzluğunuz demişlerdi, kendinizden; öğüt verilirse de mi yapacaksınız bunu? Hayır, siz, haddi aşmış bir topluluksunuz.
20 . AYET
وَجَاۤءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِینَةِ رَجُلࣱ یَسۡعَىٰ قَالَ یَـٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Türkçe Okunuş: vecâe min aḳṣe-lmedîneti raculuy yes`â ḳâle yâ ḳavmi-ttebi`u-lmurselîn.
Meal: Ve şehrin ta öte ucundan birisi, koşarak gelmişti de ey kavmim demişti, uyun peygamberlere.
21 . AYET
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا یَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰا وَهُم مُّهۡتَدُونَ
Türkçe Okunuş: ittebi`û mel lâ yes'elukum ecrav vehum muhtedûn.
Meal: Uyun sizden hiçbir ücret istemeyenlere ve onlardır doğru yolu bulanlar.
22 . AYET
وَمَا لِیَ لَاۤ أَعۡبُدُ ٱلَّذِی فَطَرَنِی وَإِلَیۡهِ تُرۡجَعُونَ
Türkçe Okunuş: vemâ liye lâ a`budu-lleẕî feṭaranî veileyhi turce`ûn.
Meal: Ve ne olmuş bana da beni yaratana kulluk etmeyecekmişim ve siz de, sonunda dönüp onun tapısına gideceksiniz.
23 . AYET
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦۤ ءَالِهَةً إِن یُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَـٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّی شَفَـٰعَتُهُمۡ شَیۡـࣰٔا وَلَا یُنقِذُونِ
Türkçe Okunuş: eetteḫiẕu min dûnihî âliheten iy yuridni-rraḥmânu biḍurril lâ tuğni `annî şefâ`atuhum şey'ev velâ yunḳiẕûn.
Meal: Onu bırakıp da başka mabutlar mı kabul edeyim? Rahman, bana bir zarar vermeyi isterse onların şefaatleri, bana hiçbir fayda veremeyeceği gibi onlar, beni kurtaramazlar da.
24 . AYET
إِنِّیۤ إِذࣰا لَّفِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینٍ
Türkçe Okunuş: innî iẕel lefî ḍalâlim mubîn.
Meal: O vakit şüphe yok ki apaçık bir sapıklık içinde kalırım elbet.
25 . AYET
إِنِّیۤ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ
Türkçe Okunuş: innî âmentu birabbikum fesme`ûn.
Meal: Şüphe yok ki ben, Rabbinize inandım, duyun sözümü.
26 . AYET
قِیلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ یَـٰلَیۡتَ قَوۡمِی یَعۡلَمُونَ
Türkçe Okunuş: ḳîle-dḫuli-lcenneh. ḳâle yâ leyte ḳavmî ya`lemûn.
Meal: Denildi ki: Gir cennete. Ne olurdu dedi, kavmim de bilseydi.
27 . AYET
بِمَا غَفَرَ لِی رَبِّی وَجَعَلَنِی مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِینَ
Türkçe Okunuş: bimâ ğafera lî rabbî vece`alenî mine-lmukramîn.
Meal: Ne yüzden Rabbimin beni yarlıgadığını ve yüce derecelere ermişler arasına kattığını.
28 . AYET
۞ وَمَاۤ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَاۤءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِینَ
Türkçe Okunuş: vemâ enzelnâ `alâ ḳavmihî mim ba`dihî min cundim mine-ssemâi vemâ kunnâ munzilîn.
Meal: Ve ondan sonra kavmine, gökten asker indirmedik ve helak ettiklerimize bu çeşit asker de indirmemiştik zaten.
29 . AYET
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَیۡحَةࣰ وَ ٰ⁠حِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَـٰمِدُونَ
Türkçe Okunuş: in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hum ḫâmidûn.
Meal: Azabımız, ancak bir bağrıştan ibaretti, o anda hepsi de sönüp gitti.
30 . AYET
یَـٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا یَأۡتِیهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ یَسۡتَهۡزِءُونَ
Türkçe Okunuş: yâ ḥasraten `ale-l`ibâd. mâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Meal: Yazıklar olsun kullara, onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmesinler.
31 . AYET
أَلَمۡ یَرَوۡا۟ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَیۡهِمۡ لَا یَرۡجِعُونَ
Türkçe Okunuş: elem yerav kem ehleknâ ḳablehum mine-lḳurûni ennehum ileyhim lâ yerci`ûn.
Meal: Görmediler mi onlardan önce nice ümmetleri helak ettik ki gerçekten de bir daha dünyaya dönmedi onlar.
32 . AYET
وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِیعࣱ لَّدَیۡنَا مُحۡضَرُونَ
Türkçe Okunuş: vein kullul lemmâ cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
Meal: Ve şüphesiz hepsi de tapımıza getirilmiştir onların.
33 . AYET
وَءَایَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَیۡتَةُ أَحۡیَیۡنَـٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّا فَمِنۡهُ یَأۡكُلُونَ
Türkçe Okunuş: veâyetul lehumu-l'arḍu-lmeyteh. aḥyeynâhâ veaḫracnâ minhâ ḥabben feminhu ye'kulûn.
Meal: Ve bir delildir onlara, ölü yeryüzünü dirilttik ve oradan taneler çıkardık da onları yerler.
34 . AYET
وَجَعَلۡنَا فِیهَا جَنَّـٰتࣲ مِّن نَّخِیلࣲ وَأَعۡنَـٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِیهَا مِنَ ٱلۡعُیُونِ
Türkçe Okunuş: vece`alnâ fîhâ cennâtim min neḫîliv vea`nâbiv vefeccernâ fîhâ mine-l`uyûn.
Meal: Ve orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler halkettik ve orada kaynaklar çıkarıp akıttık.
35 . AYET
لِیَأۡكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَیۡدِیهِمۡۚ أَفَلَا یَشۡكُرُونَ
Türkçe Okunuş: liye'kulû min ŝemerihî vemâ `amilethu eydîhim. efelâ yeşkurûn.
Meal: Yesinler diye kendi elleriyle meydana getirmedikleri o meyveleri, hala mı şükretmezler?
36 . AYET
سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِی خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَ ٰ⁠جَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا یَعۡلَمُونَ
Türkçe Okunuş: subḥâne-lleẕî ḫaleḳa-l'ezvâce kullehâ mimmâ tumbitu-l'arḍu vemin enfusihim vemimmâ lâ ya`lemûn.
Meal: Şanı yücedir, münezzehtir yerden bitirdiği şeyleri ve kendilerinden meydana gelen çocukları ve daha da bilmedikleri şeyleri çifterçifter halk edenin.
37 . AYET
وَءَایَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّیۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ
Türkçe Okunuş: veâyetul lehumu-lleyl. nesleḫu minhu-nnehâra feiẕâ hum mużlimûn.
Meal: Ve bir delildir onlara gece; gündüzü ve güneşin ziyasını çekip sıyırırız ondan da o anda karanlığa dalarlar.
38 . AYET
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِی لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَ ٰ⁠لِكَ تَقۡدِیرُ ٱلۡعَزِیزِ ٱلۡعَلِیمِ
Türkçe Okunuş: veşşemsu tecrî limusteḳarril lehâ. ẕâlike taḳdîru-l`azîzi-l`alîm.
Meal: Ve güneş de karar edeceği yere kadar akıp gider bu, üstün, hüküm ve hikmet sahibi mabudun takdiridir.
39 . AYET
وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِیمِ
Türkçe Okunuş: velḳamera ḳaddernâhu menâzile ḥattâ `âde kel`urcûni-lḳadîm.
Meal: Ve ay için de muayyen zamanlarda konaklar takdir ettik, her devrin sonunda, eski, kuru ve eğri hurma salkımının çöpüne döner.
40 . AYET
لَا ٱلشَّمۡسُ یَنۢبَغِی لَهَاۤ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّیۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِی فَلَكࣲ یَسۡبَحُونَ
Türkçe Okunuş: le-şşemsu yembeğî lehâ en tudrike-lḳamera vele-lleylu sâbiḳu-nnehâr. vekullun fî felekiy yesbeḥûn.
Meal: Ne güneş, aya yetişebilir ve ne gece, gündüzü geçebilir; hepsi de bir gökte yüzüp durur.
41 . AYET
وَءَایَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّیَّتَهُمۡ فِی ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
Türkçe Okunuş: veâyetul lehum ennâ ḥamelnâ ẕurriyyetehum fi-lfulki-lmeşḥûn.
Meal: Ve onlara bir delil de, soylarını, dopdolu gemide taşımamızdır.
42 . AYET
وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا یَرۡكَبُونَ
Türkçe Okunuş: veḫalaḳnâ lehum mim miŝlihî mâ yerkebûn.
Meal: Ve daha da buna benzer nice binecekleri şeyler yarattık onlara.
43 . AYET
وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِیخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ یُنقَذُونَ
Türkçe Okunuş: vein neşe' nuğriḳhum felâ ṣarîḫa lehum velâ hum yunḳaẕûn.
Meal: Dilersek sulara boğarız onları da ne bir imdatlarına yeten olur, ne de kurtarılır onlar.
44 . AYET
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِینࣲ
Türkçe Okunuş: illâ raḥmetem minnâ vemetâ`an ilâ ḥîn.
Meal: Ancak bizden bir rahmet olur ve bir zamanadek yaşayıp geçinmeleri takdir edilmiş bulunursa o başka.
45 . AYET
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَیۡنَ أَیۡدِیكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
Türkçe Okunuş: veiẕâ ḳîle lehumu-tteḳû mâ beyne eydîkum vemâ ḫalfekum le`allekum turḥamûn.
Meal: Ve onlara, önünüzde bulunanla ardınızda olan azaptan çekinin de rahmete erin dendi mi.
46 . AYET
وَمَا تَأۡتِیهِم مِّنۡ ءَایَةࣲ مِّنۡ ءَایَـٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُوا۟ عَنۡهَا مُعۡرِضِینَ
Türkçe Okunuş: vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mu`riḍîn.
Meal: Ve onlara, Rablerinin delillerinden bir delil geldi mi ancak yüz çevirirler ondan.
47 . AYET
وَإِذَا قِیلَ لَهُمۡ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِینَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِینَ ءَامَنُوۤا۟ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ یَشَاۤءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥۤ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینࣲ
Türkçe Okunuş: veiẕâ ḳîle lehum enfiḳû mimmâ razeḳakumu-llâhu ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû enuṭ`imu mel lev yeşâu-llâhu aṭ`ameh. in entum illâ fî ḍalâlim mubîn.
Meal: Ve onlara, Allah'ın, sizi rızıklandırdığı şeylerin bir kısmını hayır yoluna harcayın dendi mi kafir olanlar, inananlara derler ki: Dileseydi Allah doyururdu onu, biz mi doyuralım? Siz, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.
48 . AYET
وَیَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
Türkçe Okunuş: veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`du in kuntum ṣâdiḳîn.
Meal: Ve derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek doğru söylüyorsanız?
49 . AYET
مَا یَنظُرُونَ إِلَّا صَیۡحَةࣰ وَ ٰ⁠حِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ یَخِصِّمُونَ
Türkçe Okunuş: mâ yenżurûne illâ ṣayḥatev vâḥideten te'ḫuẕuhum vehum yeḫiṣṣimûn.
Meal: Bir tek bağrıştan başka bir şey beklemiyor onlar, ansızın helak ediverir onları birbirleriyle düşmanlık edip dururlarken.
50 . AYET
فَلَا یَسۡتَطِیعُونَ تَوۡصِیَةࣰ وَلَاۤ إِلَىٰۤ أَهۡلِهِمۡ یَرۡجِعُونَ
Türkçe Okunuş: felâ yesteṭî`ûne tevṣiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.
Meal: Derken bir vasiyette bile bulunmaya imkan bulamazlar ve ailelerine bile dönemezler.
51 . AYET
وَنُفِخَ فِی ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ یَنسِلُونَ
Türkçe Okunuş: venufiḫa fi-ṣṣûri feiẕâ hum mine-l'ecdâŝi ilâ rabbihim yensilûn.
Meal: Ve Sur üfürülmüştür de o anda kabirlerinden çıkıp Rablerinin tapısına koşuyorlar.
52 . AYET
قَالُوا۟ یَـٰوَیۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
Türkçe Okunuş: ḳâlû yâ veylenâ mem be`aŝenâ mim merḳadinâ. hâẕâ mâ ve`ade-rraḥmânu veṣadeḳa-lmurselûn.
Meal: Ve demişlerdir ki: Yazıklar olsun bize, kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden; bu, rahmanın bize vaadettiği şey ve peygamberler gerçek söylemişler.
53 . AYET
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَیۡحَةࣰ وَ ٰ⁠حِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِیعࣱ لَّدَیۡنَا مُحۡضَرُونَ
Türkçe Okunuş: in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hum cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
Meal: Bu, ancak bir bağrıştan ibaret, derken onların hepsi, tapımızda hazır bulunmadalar.
54 . AYET
فَٱلۡیَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَیۡـࣰٔا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
Türkçe Okunuş: felyevme lâ tużlemu nefsun şey'ev velâ tuczevne illâ mâ kuntum ta`melûn.
Meal: Gerçekten de bugün, hiç kimseye, hiçbir suretle zulmedilmez ve size de, ancak yaptığınız şeylerin karşılığı verilir.
55 . AYET
إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡیَوۡمَ فِی شُغُلࣲ فَـٰكِهُونَ
Türkçe Okunuş: inne aṣḥâbe-lcennehi-lyevme fî şuğulin fâkihûn.
Meal: Şüphe yok ki cennet ehli bugün, nimetler içinde sevinç ve ferah içindedir.
56 . AYET
هُمۡ وَأَزۡوَ ٰ⁠جُهُمۡ فِی ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَاۤىِٕكِ مُتَّكِـُٔونَ
Türkçe Okunuş: hum veezvâcuhum fî żilâlin `ale-l'erâiki muttekiûn.
Meal: Onlar da, eşleri de, gölgeliklerde, tahtlara oturup dayanmışlardır.
57 . AYET
لَهُمۡ فِیهَا فَـٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا یَدَّعُونَ
Türkçe Okunuş: lehum fîhâ fâkihetuv velehum mâ yedde`ûn.
Meal: Onlarındır orada yemişler ve onlarındır diledikleri her şey.
58 . AYET
سَلَـٰمࣱ قَوۡلࣰا مِّن رَّبࣲّ رَّحِیمࣲ
Türkçe Okunuş: selâmun ḳavlem mir rabbir raḥîm.
Meal: Onlara, rahim Rabden söylenen söz de esenlik size sözüdür.
59 . AYET
وَٱمۡتَـٰزُوا۟ ٱلۡیَوۡمَ أَیُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
Türkçe Okunuş: vemtâzu-lyevme eyyuhe-lmucrimûn.
Meal: Ayrılın bugün ey suçlular.
60 . AYET
۞ أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَیۡكُمۡ یَـٰبَنِیۤ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُوا۟ ٱلشَّیۡطَـٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِینࣱ
Türkçe Okunuş: elem a`hed ileykum yâ benî âdeme el lâ ta`budu-şşeyṭân. innehû lekum `aduvvum mubîn.
Meal: Ey Âdem oğulları, sakın Şeytan'a kulluk etmeyin, şüphe yok ki o, apaçık bir düşmandır size diye emredip söz almadı mı sizden?
61 . AYET
وَأَنِ ٱعۡبُدُونِیۚ هَـٰذَا صِرَ ٰ⁠طࣱ مُّسۡتَقِیمࣱ
Türkçe Okunuş: veeni-`budûnî. hâẕâ ṣirâṭum musteḳîm.
Meal: Ve bana kulluk edin ancak, budur doğru yol.
62 . AYET
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّا كَثِیرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُوا۟ تَعۡقِلُونَ
Türkçe Okunuş: veleḳad eḍalle minkum cibillen keŝîrâ. efelem tekûnû ta`ḳilûn.
Meal: Ve andolsun ki sizden birçok halk yığınını doğru yoldan saptırdı o, aklınız mı yoktu da akıl edemediniz?
63 . AYET
هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِی كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
Türkçe Okunuş: hâẕihî cehennemu-lletî kuntum tû`adûn.
Meal: Budur o cehennem ki size vaadedilmişti.
64 . AYET
ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡیَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
Türkçe Okunuş: iṣlevhe-lyevme bimâ kuntum tekfurûn.
Meal: Girin mutlaka oraya kafir olduğunuza karşılık.
65 . AYET
ٱلۡیَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰۤ أَفۡوَ ٰ⁠هِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَاۤ أَیۡدِیهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ یَكۡسِبُونَ
Türkçe Okunuş: elyevme naḫtimu `alâ efvâhihim vetukellimunâ eydîhim veteşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn.
Meal: O gün, ağızlarını mühürleriz ve ne kazandılarsa elleri, söyler bize ve tanıklık eder ayakları.
66 . AYET
وَلَوۡ نَشَاۤءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰۤ أَعۡیُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَ ٰ⁠طَ فَأَنَّىٰ یُبۡصِرُونَ
Türkçe Okunuş: velev neşâu leṭamesnâ `alâ a`yunihim festebeḳu-ṣṣirâṭa feennâ yubṣirûn.
Meal: Ve dileseydik onları kör ederdik de doğru yolu ararlar, bulamazlardı, nasıl görebilirlerdi ki?
67 . AYET
وَلَوۡ نَشَاۤءُ لَمَسَخۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُوا۟ مُضِیࣰّا وَلَا یَرۡجِعُونَ
Türkçe Okunuş: velev neşâu lemesaḫnâhum `alâ mekânetihim feme-steṭâ`û muḍiyyev velâ yerci`ûn.
Meal: Ve dileseydik onları çarpıp, durdukları yerde bir başka şekle sokardık da kalakalırlardı, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi, ne geriye dönmeye.
68 . AYET
وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِی ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا یَعۡقِلُونَ
Türkçe Okunuş: vemen nu`ammirhu nunekkishu fi-lḫalḳ. efelâ ya`ḳilûn.
Meal: Ve kimin ömrünü uzatırsak yaratılışta adeta geriye döndürürüz onu, çocuklaşır; hala mı akıl etmezler?
69 . AYET
وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا یَنۢبَغِی لَهُۥۤۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِینࣱ
Türkçe Okunuş: vemâ `allemnâhu-şşi`ra vemâ yembeğî leh. in huve illâ ẕikruv veḳur'ânum mubîn.
Meal: Ve biz, ona şiir belletmedik ve bu, ona yakışmaz da; bu, ancak bir öğüttür ve her şeyi açıklayan Kur'an.
70 . AYET
لِّیُنذِرَ مَن كَانَ حَیࣰّا وَیَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِینَ
Türkçe Okunuş: liyunẕira men kâne ḥayyev veyeḥiḳḳa-lḳavlu `ale-lkâfirîn.
Meal: Diri olanı korkutması ve kafirler hakkındaki sözün gerçeğe çıkması için.
71 . AYET
أَوَلَمۡ یَرَوۡا۟ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَیۡدِینَاۤ أَنۡعَـٰمࣰا فَهُمۡ لَهَا مَـٰلِكُونَ
Türkçe Okunuş: evelem yerav ennâ ḫalaḳnâ lehum mimmâ `amilet eydînâ en`âmen fehum lehâ mâlikûn.
Meal: Görmediler mi ki kudretimizle yapıp meydana getirdiklerimizden davarlar halkettik onlara ve onlar da bu davarlara sahib oldular.
72 . AYET
وَذَلَّلۡنَـٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا یَأۡكُلُونَ
Türkçe Okunuş: veẕellelnâhâ lehum feminhâ rakûbuhum veminhâ ye'kulûn.
Meal: Ve bu davarları onlara münkad ettik de binecekleri hayvanlar da onlardan ve onların bazısını da yerler.
73 . AYET
وَلَهُمۡ فِیهَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا یَشۡكُرُونَ
Türkçe Okunuş: velehum fîhâ menâfi`u vemeşârib. efelâ yeşkurûn.
Meal: Ve daha da nice menfaatleri var onlarda ve içecekleri de onlardan meydana gelmede; hala mı şükretmezler?
74 . AYET
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ یُنصَرُونَ
Türkçe Okunuş: vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel le`allehum yunṣarûn.
Meal: Ve bir yardıma ermek için Allah'ı bırakırlar da başka mabutlar kabul ederler.
75 . AYET
لَا یَسۡتَطِیعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ
Türkçe Okunuş: lâ yesteṭî`ûne naṣrahum vehum lehum cundum muḥḍarûn.
Meal: Onların, güçleri yetmez yardım etmeye onlara ve asıl onlardır o uydurma mabutların hizmetine hazırlanmış askerler.
76 . AYET
فَلَا یَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا یُسِرُّونَ وَمَا یُعۡلِنُونَ
Türkçe Okunuş: felâ yaḥzunke ḳavluhum. innâ na`lemu mâ yusirrûne vemâ yu`linûn.
Meal: Mahzun etmesin seni onların sözleri; şüphe yok ki biz, gizlediklerini de biliriz, açığa vurduklarını da.
77 . AYET
أَوَلَمۡ یَرَ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَـٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِیمࣱ مُّبِینࣱ
Türkçe Okunuş: evelem yera-l'insânu ennâ ḫalaḳnâhu min nuṭfetin feiẕâ huve ḫaṣîmum mubîn.
Meal: İnsan, kendisini, hiç şüphesiz bir katre sudan yarattığımızı görmedi mi de şimdi o, apaçık bir düşman olmaya kalkışmada.
78 . AYET
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰا وَنَسِیَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن یُحۡیِ ٱلۡعِظَـٰمَ وَهِیَ رَمِیمࣱ
Türkçe Okunuş: veḍarabe lenâ meŝelev venesiye ḫalḳah. ḳâle mey yuḥyi-l`iżâme vehiye ramîm.
Meal: Ve bize bir örnek getirmede ve yaratılışını da unutmada, çürüyüp dağılmış kemikleri kim diriltir demede.
79 . AYET
قُلۡ یُحۡیِیهَا ٱلَّذِیۤ أَنشَأَهَاۤ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِیمٌ
Türkçe Okunuş: ḳul yuḥyîhe-lleẕî enşeehâ evvele merrah. vehuve bikulli ḫalḳin `alîm.
Meal: De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı bilir.
80 . AYET
ٱلَّذِی جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰا فَإِذَاۤ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ
Türkçe Okunuş: elleẕî ce`ale lekum mine-şşeceri-l'aḫḍari nâran feiẕâ entum minhu tûḳidûn.
Meal: Öyle bir mabuttur ki size, yemyeşil ağaçtan ateş halketmiştir de ateşlerinizi onunla yakarsınız.
81 . AYET
أَوَلَیۡسَ ٱلَّذِی خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَ ٰ⁠تِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰۤ أَن یَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِیمُ
Türkçe Okunuş: eveleyse-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa biḳâdirin `alâ ey yaḫluḳa miŝlehum. belâ vehuve-lḫallâḳu-l`alîm.
Meal: Gökleri ve yeryüzünü yaratanın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet ve o, her şeyi yaratan mabuttur, her şeyi bilir.
82 . AYET
إِنَّمَاۤ أَمۡرُهُۥۤ إِذَاۤ أَرَادَ شَیۡـًٔا أَن یَقُولَ لَهُۥ كُن فَیَكُونُ
Türkçe Okunuş: innemâ emruhû iẕâ erâde şey'en ey yeḳûle lehû kun feyekûn.
Meal: Emri, bir şeyin yaratılmasına taalluk eder, birşeyi yaratmayı dilerse ona ol der, hemen oluverir.
83 . AYET
فَسُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِی بِیَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَیۡءࣲ وَإِلَیۡهِ تُرۡجَعُونَ
Türkçe Okunuş: fesubḥâne-lleẕî biyedihî melekûtu kulli şey'iv veileyhi turce`ûn.
Meal: Yücedir, münezzehtir o mabut ki her şeyin tasarrufu ve tedbiri, onun elindedir ve hepiniz de dönüp onun tapısına varacaksınız.
Bir ayet seçin
00:00
00:00